Pages

Subscribe:
Blogger tarafından desteklenmektedir.

2 Ağustos 2011 Salı

ÖNSÖZ.GİRİŞ


Din ahlakından uzak toplumlarda çoğu zaman doğrular yanlış, yanlışlar ise doğru olarak tanıtılır. Allah'ın hoşnut olmayacağı, hatalı bir tavır takdir ve teşvik görürken, güzel bir tavır ise son derece sıradan karşılanabilir, hatta eleştiri konusu olabilir. Eğri ve doğruların birbiriyle karışması, dinden uzak yaşayan toplumlarda sıkça rastlanan hatta genel yapıyı oluşturan bir durumdur.
Romantizm de "doğru" zannedilen yanlışlıklardan biridir. Romantizm cahiliye toplumları içinde şefkatli, iyi insanlara has, güzel bir özellik gibi gösterilir. Oysa bir insanın karşılaştığı olaylara duygusal bir yaklaşım göstermesi, kitap boyunca tüm detayları ile inceleyeceğimiz gibi, her yönden son derece tehlikelidir. Çünkü romantizm, insanlar için en önemli ve hayati özelliklerden biri olan "aklı" tamamen devre dışı bırakır.
Bu kitapta romantizm gibi bir konunun işlenmesindeki amaç, tehlikesiz gibi yansıtılan ama aslında insanlara umulmadık zararlar veren bir konuya dikkat çekmektir. Sıradan bir karakter özelliği zannedilen romantizmin, içten içe gerek toplumlar gerekse bireyler için ne kadar ciddi bir tehdit oluşturduğunu gözler önüne sermektir. Ve elbette bu tehlikeden kurtulmanın ne kadar kolay olduğunu, Allah'ın tüm insanlara gönderdiği bir rehber olan Kuran'a uyulduğu takdirde insanın duygularının aklının önüne geçemeyeceğini örneklerle göstermektir.

GİRİŞ
Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez. (İsra Suresi, 64)

MEŞRU SEVGİ VE GAYRİMEŞRU SEVGİ


Ey iman edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişlerdir... (Mümtehine Suresi, 1)
Duygusallık yani diğer bir deyişle romantiklik, çoğu zaman "sevgi" duygusu adı altında etkisini gösterir. Örneğin, ilerleyen sayfalarda inceleyeceğimiz romantik radikal milliyetçiler, kendi milletlerini çok sevdiklerini söyleyerek başka milletlere karşı husumet besler ve hatta saldırganlık gösterirler. Veya bir genç kıza aşık olan, onu hayatının yegane odak noktası haline getiren, "sana aşığım" diye şiirler yazarak, hatta intihara yeltenecek kadar ileri giderek bu genç kızı adeta "ilahlaştıran" bir gencin çıkış noktası yine "sevgi" kavramıdır. Eşcinseller, yani Allah'ın haram kıldığı bir sapkınlığı hayasızca ve ısrarla uygulayan kimseler de, birbirlerinde "sevgi" bulduklarını söylerler.
İnsanların çoğunluğu ise, "sevgi" adı konan her duygunun her zaman için doğru, temiz, hatta kutsal olduğunu zanneder ve az önce saydığımıza benzer romantizm örneklerini makul görürler.
Sevgi, elbette Allah'ın insana bahşettiği güzel bir duygudur. Ama önemli olan, bu sevginin kime ve ne düşüncelerle beslendiği, yani gerçek sevgi olup olmadığıdır. Duygusallığın yol açtığı sapkın sevgi anlayışı ile Allah'ın bize Kuran'da öğrettiği gerçek sevgi anlayışı bu noktada birbirinden ayrılır.

ROMANTİK MİLLİYETÇİLİK


Hani o inkâr edenler, kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu, cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine 'güven ve yatışma duygusunu' indirdi... (Fetih Suresi, 26)
Romantizm genellikle insanlar arasındaki duygusal ilişkilerle ilgili bir kavram olarak anlaşılır. Ancak bunun yanında romantizm, siyasi ideolojilerin bazılarıyla da yakından ilgilidir. Bunların başında ise, 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve 20. yüzyılın ortalarına dek dünyada büyük bir etki uyandıran "romantik milliyetçilik" gelir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, burada eleştireceğimiz kavram milliyetçilik değil, "romantik milliyetçilik"tir. İkisi arasında çok büyük fark vardır.
ÖFKELİ SOY KORUYUCULUĞU
Milliyetçilik, en genel anlamıyla, bir insanın parçası olduğu milleti ve üzerinde yaşadığı vatanını sevmesi anlamına gelir. Bu, son derece meşru ve güzel bir duygudur. Dine aykırı bir yönü olmadığı gibi, insanlığa zarar veren bir etkisi de yoktur. Bir insanın anne ve babasını sevmesi nasıl meşru bir duygu ise, kendisini yetiştiren, ortak bir inanç ve kültüre sahip olduğu milletini sevmesi de meşru bir duygudur. Nitekim Türk Milliyetçiliği böyle güzel ve asil bir duygudur; hiçkimse arasında din, dil, ırk ayrımı yapmadan herkesi kapsar.
Milliyetçilik duygusunun gayrımeşru hale gelmesi, sevginin saplantılı bir tutkuya dönüşmesiyle olur. Bir insan milletini severken, diğer milletlere karşı sebepsiz yere husumet beslemeye başlarsa, kendi milletinin çıkarları için diğer milletlerin ve halkların haklarını çiğnemeyi, örneğin onların topraklarını ele geçirmeyi, mallarını yağmalamayı hedeflerse, gayrimeşru bir çizgiye gelmiş demektir. Veya, kendi milletine olan sevgisini bir tür ırkçılığa dönüştürdüğünde, yani kendi milletinin kalıtsal olarak diğerlerinden üstün olduğunu iddia ettiğinde de yine gayrimeşru bir fikir geliştirmiş olur.
Allah bu gayrimeşru milliyetçiliğe Kuran'da dikkat çekmektedir. Ayetlerde "öfkeli soy koruyuculuğu" olarak tarif edilen bu düşünce, cahiliyenin (dinden uzak toplumların) bir özelliği olarak anlatılır:
Hani o inkâr edenler, kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu, cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine 'güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26)

ROMANTİZMİN DİĞER İDEOLOJİLERİ


"Andolsun, kullarından 'miktarları tesbit edilmiş bir grubu' (kendime uşak) edineceğim. Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Nisa Suresi, 118-119)
Önceki bölümde romantizmin "romantik milliyetçilik" adı altındaki etkilerini inceledik. Şimdi bir de yelpazenin diğer uçlarına bakalım ve romantizmin insanları sürüklediği diğer bazı belaları inceleyelim. İlk incelememiz gereken ideoloji, insanlığa en az romantik milliyetçilik kadar "kan kusturmuş" olan komünizmdir.
KOMÜNİST ROMANTİZM
Komünizm, sözde "akılcı" bir ideoloji olarak doğmuştur. İdeolojiyi kuranlar, yani Karl Marx (1818-1883) ve Friedrich Engels (1820-1895) materyalist felsefeyi benimsemişler bunu toplum bilimlerine uygulayarak "tarihin kuralları"nı belirlediklerini düşünmüşlerdir. Marx, tarihi çeşitli evrelere ayırmış, o dönemde İngiltere gibi ileri ülkelerde "kapitalist evre"nin yaşandığını, bunun ardından kaçınılmaz olarak bir işçi devriminin geleceğini ve sosyalist evrenin başlayacağını öne sürmüştür. Marx, bu devrimin kendiliğinden, yani işçilerin kendi insiyatifi ile gerçekleşeceği ve İngiltere gibi sanayileşmiş ülkelerde yaşanacağı kehanetinde bulunmuştur.
Ancak Marx'ın kehanetleri tutmamıştır. Tutmadığı da onun ölümünden sonraki 30-40 yıl içinde açıkça görülmüştür. İngiltere'de veya bir başka sanayileşmiş ülkede bir devrim olmamış, aksine işçilerin sosyal ve ekonomik şartlarında iyileşme yaşanmıştır.

DİN ADI ALTINDA UYGULANAN ROMANTİZM


Onlar, 'çirkin bir hayasızlık' işlediklerinde: "Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, 'çirkin hayasızlıkları' emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?" (Araf Suresi, 28)
Romantizm başlı başına bir ideoloji veya dünya görüşü olmaktan ziyade, çeşitli ideoloji ve dünya görüşlerine nüfuz eden, onlara duygusal bir atmosfer veren, bu yolla insanları akılcılıktan uzaklaştıran bir etkidir. Faşizm veya komünizm gibi tamamen din dışı ve sapkın ideolojilere nüfuz ettiği gibi, bazen sözde din görüntüsü altında da insanları etkiler.
Bu konuya girmeden önce belirtilmesi gereken önemli bir husus vardır: Din adı altında ortaya çıkan bir hareket, kimi zaman samimi anlamda dindar olmayabilir. Aksine, tarihte dine ve dindarlara zarar vermek için din ve Allah adıyla ortaya çıkan pek çok kişi, grup ve düşünce olmuştur. Allah Kuran'da bunun bazı örneklerini bize bildirmektedir. Örneğin Allah'ın Semud kavmine elçi olarak gönderdiği Hz. Salih peygamberi öldürmek için plan kuran çete, bu işi tasarlarken kendi aralarında Allah adına and içmişlerdir:
Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yokoluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim." (Neml Suresi, 49)

İMANLA GELEN GERÇEK AKIL


Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)
Kitabın bundan sonraki kısmında, romantizmin günlük hayattaki etkilerini inceleyeceğiz. Ancak bundan önce, buraya kadar sık sık değindiğimiz "akıl" kavramının gerçek manasını da detaylı olarak izah etmek gerekmektedir.
Akıl sözcüğü toplum içinde genel olarak zeka kavramını ifade etmek için kullanılır. Bu sebeple akıllı bir insanla zeki bir insan arasındaki önemli farklılıklar da çoğu zaman göz ardı edilir. Fakat bu çok önemli bir yanılgıdır. Akıl ve zeka gerçekte farklı özelliklerdir.
Akıl, müminin, Allah'ın olayları yaratmasındaki ince hikmetleri görmesini ve olayları bu ilahi hikmetler dairesinde değerlendirmesini sağlar. Yalnızca zekaya dayalı bir yaklaşım ise olayları, ancak basit sebep sonuç ilişkileri çerçevesinde, mekanik ve dar kapsamlı bir algılamayı getirir. Akıl, zekadan daha üst boyuttaki bir meziyettir ve ancak Allah'a ve Kuran'a kesin bilgiyle iman eden, Kuran ayetlerine uygun bir yaşam sürdüren müminlere özgü bir yetenektir. Zeka, tüm insanlarda çeşitli derecelerde bulunan ortak bir fiziksel özelliktir. Ancak akıl yalnızca iman edenlere mahsustur. İman etmeyenler içinse akıldan bahsetmek söz konusu değildir.
Akıl, zekanın, muhakemenin ve mantık örgüsünün de en doğru ve kusursuz biçimde kullanılmasını, bu yeteneklerden en üst düzeyde faydalanılmasını sağlar. Akılsız bir insan ise ne kadar zeki olursa olsun, akledemediği için mutlaka belli bir noktada, yanlış bir mantığa, bozuk bir yargıya sapmaya mahkumdur. Dünya tarihinde iman etmeyen felsefecilere ve fikir adamlarına bakıldığında hepsinin aynı konularla ilgili farklı hatta kimi zaman taban tabana zıt düşünceleri savundukları görülür. Bunların hepsi oldukça zeki insanlar olmalarına rağmen imana ve dolayısıyla akla sahip olmadıkları için doğruları bulamamışlardır. Hatta birçoğu insanlığı sayısız felaketlerin içine sürüklemişlerdir. Yakın tarihten örnekler verecek olursak, Marx, Engels, Lenin, Troçki gibi pek çok felsefeci, ideolog ve devlet adamı, zeki insanlar oldukları halde akledemediklerinden dolayı milyonlarca insanın felaketine sebep olmuşlardır. Oysa akıl insanların felaketini değil, barış, huzur ve mutluluğunu gözetir, bunları elde etmenin yol ve yöntemlerini gösterir.

ROMANTİZMİN ÇEŞİTLERİ


Andolsun, Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak, kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür. Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırsak, kuşkusuz; "Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir. Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır. (Hud Suresi, 9-11)
Aklın kapanmasına sebep olan duygusallık insanı şeytanın bütün telkinlerine açık hale getirir. Şeytan duygusallık silahıyla dinden uzak yaşayan insanları ve toplumları dilediği gibi yönlendirip her türlü sapkınlığa sürükleyebilir. Bunun bazı örneklerini kitabın ilk bölümlerinde inceledik, romantik milliyetçilik, komünizm gibi ideolojilerin insanları ve toplumları duygusallığı kullanarak nasıl helaka sürüklediğini gördük.
Günlük hayatımızda ise duygusallık çeşitli biçimlerde kendini dışa vurur. İlerleyen sayfalarda, duygusallığın belli başlı türlerini başlıklar altında inceleyeceğiz:
ÜZÜNTÜ VE KARAMSARLIK
İnsan güzelliklerden zevk alacak, neşe, huzur içinde yaşama isteği duyacak yapıda yaratılmıştır. Bu bakımdan bir kimsenin karşısına çıkan olumsuzlukları en kısa zamanda ortadan kaldırmak ya da bunları güzelliklere, neşe vesilesine çevirmek istemesi en doğal çabası olacaktır. Kuşkusuz huzur, güven duymak, neşeli, mutlu, rahat olmak, bedenen ve ruhen sağlıklı olmak için son derece önemli unsurlardır.
Ancak insanlar Kuran'a göre değil de kendi ölçülerine, kendi istek ve tutkularına, duygularına göre hareket ettiklerinde içlerinde üzüntü, sıkıntı, korku hali hakim olur. Örneğin Kuran'da tarif edilen tevekkül, kader, teslimiyet anlayışına sahip olmayan bir kimse, bir sonraki günün kendisine ve yakınlarına ne getireceğini bilmemenin huzursuzluğu içinde sürekli mücadele halindedir.
Halbuki insan Allah'ın kulları için seçip beğendiği dinini yaşadığı, Kuran ahlakına sahip olduğu takdirde bu sıkıntıların hiçbirine girmeyecek, bu sorunların hiçbirini yaşamayacaktır. Allah elçileri aracılığıyla duyurduğu bu gerçeği ayetlerde şöyle haber verir:
...kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır... (Taha Suresi, 123-124)